Dolar 18,6408
Euro 19,6351
Altın 1.075,92
BİST 5.005,30
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 19°C
Çok Bulutlu
İstanbul
19°C
Çok Bulutlu
Paz 17°C
Pts 13°C
Sal 10°C
Çar 15°C

‘Hepimizin karakteri gerçek…..’

6 Ekim 2022 23:02
130

SHOW TV’nin ilgiyle izlenen dizilerinden ‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’, bu akşam yayınlanacak 12’nci bölümüyle izleyicileri yeni heyecanlara sürükleyecek. Dizide ‘Araz’ karakterini canlandıran Mustafa Açılan, Habertürk HT Stüdyo’ya konuk oldu. Açılan; çocukluk günlerinden, oyunculuğa başlama hikâyesine, ‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’nin kadrosuna nasıl dâhil olduğundan oyunculuğun kendisine edindirdiği en önemli öğretinin ne olduğuna kadar birçok konuda açıklamada bulundu

SHOW TV’nin; yapımını BKM’nin üstlendiği, perşembe akşamlarına damgasını vuran ve sosyal medyada da çokça konuşulan dizisi ‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’nin proje tasarımı ve senaryosu Gani Müjde’ye ait, yönetmenliğini ise Altan Dönmez üstleniyor. Dizinin oyuncu kadrosunda Ertan Saban, Özge Özberk, Devrim Özkan, Nilsu Berfin Aktaş, Mustafa Açılan, Özgü Delikanlı, Ayşe Kırca, Sanem Babi, Onur Özer, Rojbin Erden, Ali Berge, Furkan Murat Uğur, Murat Göçmez gibi deneyimli ve genç isimler bir arada yer alıyor.

‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’, 12’nci bölümünde de yeni heyecanlara sahne olacak. ‘Sadi’ ve ‘Songül’, ‘Serdar’ın yanına gitmek için çıktıkları yolda hiç tahmin etmedikleri biriyle tanışacak. 

‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’de ‘Araz’ı canlandıran Mustafa Açılan, performansıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Açılan; oyunculuğa başlama hikâyesini, dizinin kadrosuna nasıl katıldığını, mesleği adına edindiği en önemli öğretinin ne olduğunu ve Atatürk‘ü canlandırma hayalini Habertürk HT Stüdyo‘da anlattı. 

5 yılda 8 TV dizisinde ve 2 sinema filminde oynadın. Performansını nasıl değerlendirirsin?
Bana bırakırsanız eleştirel yaklaşırım fakat biraz kendime merhametli davranayım. Şimdi böyle sorunca okula yazıldığım ve ilk derse girdiğim günü düşündüm. Ben Akademi 35.5’ta eğitim almıştım. Ersin Umulu hocamız vardı. İlk derse Vahide Hoca (Perçin) girmişti ondan sonra sahneye çıktığımız ilk dersimize de Ersin Hoca girdi. Ersin Hoca, “Herkes bir hayvanı canlandıracak. Daha sonra da o hayvanın en belirgin özelliğini insan olarak canlandıracak” demişti. “Yapabilecek miyim? Ben buraya geldim. Evet, oyuncu olmak istiyorum ama şimdi nasıl olacak? Sınıf 12 kişi. Ben bunların önünde nasıl oynayacağım?” diye tırnaklarımı yemeğe başladım. Hoca, “Sahneye kim çıkacak?” dedi. O öyle dedikçe ben titriyordum ve göz göze geldik, bir anda “Sen” dedi. “Kaçış yok” dedim ve çıktım. Aslan hayranıyım, çok belgesel izlerim. Telefonum aslan fotoğraflarıyla doludur. Aslanı oynadım daha sonra da en belirgin özelliği olan egosuyla alakalı bir oyun oynadım. Bittiğinde hoca dâhil bütün sınıf alkışlamaya başladı. O an gerçekten benim için çok önemliydi. Çünkü “Ben oyuncu olabileceğim” dedim. O an o alkış o beğenilme o takdir beni o kadar rahatlattı ve bana bu konu hakkında o kadar özgüven verdi ki şimdi baktığımda hep o özgüvenle hareket ettim; “Olacak mı? Olmayacak mı?” diye bir an bile umutsuzluğa kapılmadım. O yüzden galiba performansım iyi gidiyor. 5 seneye göre iyi işler yapmışım.

Aslan hayranlığının kaynağı nedir?
Bilmiyorum. Aslan burcuyum ama aslanın bendeki etkisi çok güçlü. Kendimi bir aslan gibi hissediyorum.

Oyuncu olma arzun vardı ama tam karar vermemiştin de o okulda olan olaydan sonra netleşti öyle mi?
Benim hayatımda hiçbir şey oturup da planlanmadı. Kısa vadeli, uzun vadeli planlarım olmadı. Ben hakikaten dizinin adı gibi ‘gelsin hayat bildiği gibi’ yaşıyorum. Ben şartlara ve durumlara göre yaşıyorum. O zaman ticarette durum kötüydü. “Başka ne yapabilirim?” dedim. Bir arkadaşım vardı. Beni sürekli işlemişti. Onun etkisiyle “Oyunculuk yapabilir miyim?” diye araştırdım, denedim. O dersteki o an da “Evet, ben oyunculuğu yaparım çok da keyif alırım” dememi sağladı.

Oyunculuğa 28 yaşında başladın. Geç başlamış olmak senin için bir handikap oluşturdu mu? Yoksa hayatı daha iyi algıladığın bir dönemde başlamış olmak avantaj mı sağladı?
Bunu düşündürten şey insana kaygı olur. O konuda kaygı taşımıyorum. Bugün de yani bu işi yapmaya başladıktan 5 – 6 sene sonra da tam bir gençlik işinde bir liseliyi oynayabiliyorum. O yüzden keşke şöyle böyle olsaydı demiyorum. Her şey olması gerektiği zamanda oluyor. Ve güzel oluyor.

Seni oyunculuğa yönlendiren etmenler neler oldu?
Ben Michael Jackson hayranıyım. Michael Jackson, benim için bir aşk. Bunu gerçekten söyleyebilirim. Çok hayranım. 5 – 6 yaşlarımda Michael Jackson danslarını yapıyordum. Her sabah uyanır uyanmaz böyle ritüelim vardı. Annem kahvaltıyı hazırlardı. O zaman büyük camlı müzik setleri vardı. Sabah hemen orada kaset hazır olurdu. ‘Dangerous’ albümüne hemen basardım ve dans etmeye başlardım. Bir 15 dakika oynardım, rahatlardım. Sonra annem Çanakkale Şehir Tiyatroları’nda Michael Jackson dansı yapmamı sağladı. Orada bayağı amfide kalabalık bir kitleye kostümüne kadar Michael Jackson dansı yapmıştım. 7 yaşındaydım. Ondan sonra bir de anaokulundayken ‘Fareli Köyün Kavalcısı’ diye bir tiyatro oyunu yaptık. Orada da fareli köyün kavalcısını oynadım. Onun dışında bir daha hayatımda tiyatro ve sahneyle ilgili hiçbir şey olmadı.

Aslında oyunculuk o dönemde içine işlemiş… 
Galiba işlemiş. Çünkü ‘Fareli Köyün Kavalcısı’nı oynarken 7 yaşındaydım. Sahnede bıcır bıcır elimde flüt arkamda fareler dolaşıyorduk.

Hem de başrol oynamışsın ya iyice işlemiş. Belli bir yaşta da bir olay vesile olmuş ve oyunculuğa başlamışsın.
Ama o bir daha hiç gündeme gelmedi. O dönem yapıldı ve bitti.

Gençlik dönemlerinde “Yakışıklısın, neden oyunculuğu düşünmüyorsun?” diyen olmadı mı?
Herhalde insanların algılarını hep ben yönetiyordum. Olmuş da olabilir ama öyle bir çevrem de olmadı. Ben hep ticaret yapmak istedim. Ticaretten çok zevk alıyordum. Cipslerden çıkan tasoların oyunu vardı. Çocukken onları satmaya başlamıştım. Daha ilkokul 3’e giderken parayla bir şeyleri alıp verme muhabbetlerim başladı. Ben hayatımda hep ticaret yaptım. Bir şeyi satmak, pazarlamak benim hoşuma gidiyordu. O yüzden de odağım hep bu yöndeydi. Hiçbir zaman başka bir şey düşünmedim.

Şu anda ikisini birden yürütebiliyorsun değil mi?
Yürütüyorum. 

Oyunculuğa başlamadan önceki ticari hayatından söz eder misin?
Üniversiteyi Kazakistan’da okudum. Rusça okuduğum için Türkiye’ye geldiğimde Rusça işletme okudum. Ne yapabilirim diye baktım. Rahmetli teyzemle o zaman hem gazeteden hem de kariyerden bakıyorduk. Rusça bildiğim için onun üzerinden para kazanmak üzerine araştırmaya başladık. İki seçeneğim vardı. Ya tekstil sektörü ya da kuyum sektörü. Bizim Rusya’ya ve Doğu Blok’una o konuda ticari hacmimiz çok yüksek. İkisine de bakarken gümüş üzerine toptan satış yapan bir firmayla görüşmeye gittim ve işe başladım. Mesela en fazla yaptığım plan budur. Elimdeki şartlara bakıyorum. “Ne yapabilirim? Bunu yapabilirim. Tamam. Bunu yapayım o zaman.” En fazla planım bu. Bir aylık bir plan içerisinde direkt işe başladım. Sevdim de. Dinamik bir işti. Benim için sabit kalmak sıkıntı oluyor. Her ay yurtdışına çıkıyordum. O tarafı da keyifli geldi. Yeni yerler yeni şehirler görüyordum. Sürekli Rusya, Kazakistan, Litvanya, Almanya, böyle seyahatli ve keyifli bir işti. Fakat bir dönem oldu. 2015 gibi Rusya ile ABD arasında bir soğuk savaş gibi bir şey başladı. O dönem bizim işimiz de sekteye uğradı. Şirkette daha çok zaman geçirmeye başladım. Sıkılmaya başladım. Zevk almamaya başladım. Bu işte kendi işini açmak istiyorsan da çok sermaye gerekiyor. Öyle bir sermayem de yoktu. O zaman beraber çalıştığımız Ebru diye bir arkadaşım vardı. Almanya’dan Türkiye’ye oyuncu olmak için gelmişti. O oyuncu olabilmek için sürekli eğitimler alıyordu, uğraşıyordu. Biz onunla çok yakın arkadaştık. Beni de sürekli “Sen de olsana. Sen çok yakışıklısın. Neden olmuyorsun? Denesene” diyordu. O gittikten sonra işler de böyle olduktan sonra etkilenmişim demek ki “Nasıl yapabilirim?” diye araştırdım. Eğitim almaya karar verdim ve öyle başladım.

O arkadaşın oyuncu oldu mu?
O arkadaşım oyuncu olmadı. Beni oyuncu yaptı ama kendisi şu an Dubai’de. Aslında istediği hayatı yaşıyor ve çok mutlu. Dünyaca ünlü bir mücevher firmasının Dubai’deki şubesinde menajer olarak çalışıyor.

‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’ için sana teklif geldiğinde dizinin hangi özellikleri seni etkiledi ve “Ben bu işte olmalıyım.” dedin?
Bizim sürecimiz öyle ilerlemedi, teklif gelmedi. Altan Dönmez ile tanışmaya gittim, her oyuncu gibi onunla çalışmayı ben de istiyordum. O tanışmaya gideceğim gün görüşme saatimizi bekliyorduk. Menajerimle oturuyorduk. O bahsetti; “Altan hoca da yeni bir işe başlıyor” dedi. “Ne işi?” diye sordum. “Gençlik işi” dedi. Gençlik işi deyince ben içimden “Benlik bir şey yok galiba” dedim. Biz Altan hoca ile görüşmeye girdik. Çok güzel geçti. “Bizim dizide bir karakter var. Aslında okumanı isterim” dedi. Onun üzerine süreç böyle başladı. Okuduğumda aldığım ve Altan Hocayla aramızda geçen elektrik çok güzeldi. Zaten çalışmak istediğim bir yönetmendi. Karakteri okuyunca, hocanın beni ne kadar doğru analiz ettiğini anlayınca kendimi daha emin bir yerde hissettim. Sonuçta hakikaten karakteri okudum ve “Yapabileceğim. Cebim o konuda çok dolu” dedim. O yüzden bu süreç başladı.

Belki o gün ziyarete gitmeyecek olsaydın teklif gelmeyecek miydi?
Gelir miydi gelmez miydi? Onu bilmiyorum. Gelmeyebilirdi.

‘Gelsin Hayat Bildiği Gibi’nin fenomen olmasında dizinin hangi özellikleri etkili oldu?
Dizi gerçek. Gani Müjde’nin “Türkiye’deki dizileri izliyorum da nerede çekiliyor çok şaşırıyorum” diye bir sözünü okudum. Gerçekten çok doğru. Onlar da gerçek tabii ki de bizim dizimiz öyle değil. ‘Araz’ da çok gerçek. ‘Sadi Payaslı’ da çok gerçek. ‘Songül’, ‘Melek’, ‘Ozan da. gerçek. Hepsi çok gerçek… Bence en büyük etmen bütün karakterlerin gerçek olması.

Canlandırdığın ‘Araz’, senin biraz da çocukluk ve ergenlik yıllarınla özdeş bir karakter değil mi?
Evet ama sınırlarım bu kadar geniş değildi.

Sen oldukça haşarı bir çocukmuşsun.
Haşarıydım ama yine de başımda “Burada dur oğlum” diyen birileri vardı. ‘Araz’da o yok. Araz o yüzden öyle bir duvara çarpana kadar gidiyor. Çarpınca duruyor. Ne yapması gerektiğini, kendi yolunu buluyor. Benim öyle değildi. Annem her zaman için gözaltında tutuyordu.

Ama yine de özel okuldan atılıp devlet lisesine gittin değil mi?
Evet, öyle bir şey oldu.

Ne yaptın da başına öyle bir iş geldi?
Aslında biz eğleniyorduk. Ben eğlendiğimi zannediyordum ama kuralları düşünmeden biraz fazla eğlenmişim. Bizim eğlencemiz kurallara ters düşmüş.

O dönemleri hepimiz yaşadık, bize o yaşlarda eğlenceli gelenler büyüklerimize gelmiyordu…
Birini söyleyeyim; okulumuz 6 katlıydı. Bizim sınıf 5’inci kattaydı. Uzun, ince, geniş bir binaydı. Sınıfımız koridorun sağ tarafındaydı. Öğle arası olunca yemekhaneye iniliyordu. Haftada bir kez de döner çıkıyordu. Döneri de ilk gittin gittin, gidemedin mi yiyemiyordun. Biz de 5’inci kattayız. Aşağı inene kadar yetişemiyoruz. Bizim sınıf yangın merdivenine yakındı. Oranın kapısı da kitli duruyordu. Biz bunu keşfettik. Oradaki kapının kilidini kırıp oradan iniyorduk. Bu olay müdür açısından bayağı bir sorun olmuştu. Sonra hocalarımızla da biraz uğraşıyorduk. Dayak yemiyorduk çünkü vuramıyorlardı ama sabırları zorluyorduk.

Sizin dönemde değil de bizim dönemde yasak değildi.
İlkokulda çok dayak yedim. Annem okula çok cetvel getirdi. Gerçekten çok getirdi. İlkokul hocam Çiçek Dinçer’in yeri bende çok ayrıdır. Beni çok terbiye etmişliği vardır.

Oyunculuk sana ne ifade ediyor?
Tek kelimeyle; şımarmak. Çetin hoca ile bir ders yaptık. Beni tam 2,5 saat sahnede tuttu. Artık belim ağrıdı. “O kelimeyi bulmadan sahneden inmeyeceksin. İnersen çok yarım kalacaksın. Sabret, bulalım” dedi. 2,5 saatlik bir alıştırma yaptık. O 2,5 saatin sonunda bu kelime çıktı; ‘Şımarmak’… Ben gerçekten oynarken şımarabiliyorum. Hiç kimseye bir sorumluluğum, bir borcum olmadan, sırf kendim için eğlenebildiğim hayatımdaki tek yer galiba oyunculuk. Onun dışında hep herkes herkesten sorumlu. Benim anneme, dostlarıma, işime, çevreme herkese bir sorumluluğum, görevlerim var ama oynarken ben bunların hepsinden soyutlanıyorum. Tamamıyla kendime yapıyorum.

Bunu başarabildiğini, oyunculuk yeteneğine sahip olduğunu fark edince neler hissettin?
Heyecanlandım. Çok keyifli. İnsanın sevdiği işi yapması büyük bir şans. O şansı fark ettim. O şansa sahip olduğumu görünce heyecanlandım. Mutlu oldum ve peşinden koştum.

Bir set günü nasıl geçiyor?
Bizim setimiz Yedikule’de bir mahalle. Bir bakkalımız var, ahşap bir bakkal. İnanılmaz güzel bir tost yapıyor. Sabah uyandığımda sete gideceğim zaman benden önce gidecek arkadaşlarım varsa arıyorum ve tost siparişini veriyorum. Bir kere o tostun heyecanıyla sete koşarak gidiyorum. Arkadaşlarla hazırlık çok keyifli oluyor ve hepimiz çok yakın arkadaş olduk. Eğlenceli geçtiği için gerçekten sete ayaklarım koşarak gidiyor. Kim varsa onlarla sohbete başlıyoruz, hazırlanıyoruz. Ondan sonra sete geçiyoruz. Sahnemizi oynuyoruz ama hepsi eğlenerek geçiyor. Zaten sahneler de eğlenceli. Daha Araz ve tayfasının dram yönünü çok görmedik. O yüzden çektiğimiz tüm sahneler eğlenceliydi. Ben şu ana kadar hep eğlendim. Şimdi dram sahneleri başladı. Biraz yorucu sahneler başladı. Öyle günlerde de tamamen konsantre olmuş bir halde gidiyorum. Mesela geçen gün çektik. Öyle sahneler olduğunda klasik müzik dinleyerek sete gidiyorum. Bütün gün yüksek sesle klasik müzik dinliyorum ve kimse bana yanaşmıyor. Geçen gün çok ağır bir sahne çektik, bayağı ağır bir sahne o yüzden o gün hiç eğlenmedim ama oyunculuk olarak çok büyük tatmin yaşadım. Setten çıktıktan sonra kendime ödül verip bir et lokantasına gittim.

Oyunculuğun sana edindirdiği en önemli öğreti ne olmuştur?
Kendimi keşfetmek olmuştur. Kendi gerçekliğini kazımakla yükümlü olduğunu ve bunun da çok keyifli olduğunu bana kazandırdı. Artık kelimelerin ardında esas kastettiğimiz duyguyu bulma hikâyesi çok keyifli geçiyor. Bence oyunculuğun altında da bu yatıyor. Bir karakteri çıkarırken doğru analiz yapıp o karakterin duygusunu doğru bulmak için kelimelerin neye hizmet ettiğini çözmek bir sürü versiyonu ve ihtimali olan bir şey. Onları bulmak, onları kurcalamak çok keyifli.

Şöhret olmak sana neler hissettiriyor? Şöhret olduktan sonra hayatın mutlaka değişime uğramıştır. Radikal olmasa bile hayatın yüzeysel olarak bir değişime uğradı mı?
Şöyle bir şey oldu; beni gördüğü zaman mutlu olan insanlara denk gelmek çok güzel, çok hoşuma gidiyor. Bu beni çok mutlu ediyor. İnsanların ağzından çıkan kelimeleri duymak, yaptığım işten dolayı takdir edilmek, başarılı bulunmak, günlük hayatta artık hayatıma böyle bir şey eklendi. Normalde bunlar olmuyordu. Sokağa çıktığım zaman kimse beni fark etmiyordu ama şimdi fark ediyorlar.

Mesleğin açısından şu yaşta bunu yapmalıyım. O zaman kendimi çok iyi hissedeceğim dediğimiz anlar vardır. Senin için o iş ne olur?
Atatürk’ü oynamak. Ve bir gün oynayacağımı da biliyorum.

Doğal olarak birçok oyuncu Atkatürk’ü canlandırmak ister. Senin için özel bir nedeni var mı?
İlla ki vardır. Bu arada Atatürk ile alakalı çok az yapım çekildi. Bugün baktığınız zaman Hollywood sineması, olmayan karakterler, hayali karakterler üretip dünyaya pazarlıyor. Bizim gerçekten millet olarak çıkardığımız bir sürü kahramanımız var. 100 yılda bir geliyorsa, hep bize geldi ama biz bunu yeterince değerlendiremedik. Bence bu sorumluluk. Zamanında bu karakterlerin hepsi savaşmışlar, onların verdiği mücadeleyle bizim günümüzde verdiğimiz mücadele aynı değil. Bence bu bizim için bir görev diye düşünüyorum. Bizden sonraki nesillere mesaj verme konusunda eğitme konusunda yönlendirme konusunda sinema çok güçlü. Kıymetli büyük atalarımızın hikâyelerini bir de bu yolla öğretmek daha kolay oluyor. Daha eğlenceli bir yol oluyor. Ders gibi ödev gibi değil. Bunun bir görev olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de oynamak istiyorum.

12’NCİ BÖLÜM ÖZETİ
‘Sadi’ ve ‘Songül’, ‘Serdar’ın yanına gitmek için çıktıkları yolda hiç tahmin etmedikleri biriyle tanışırlar. ‘Semih’, ‘Sadi’ ve ‘Songül’e yaptığı teklifle fark etmeden onları bir tehlikeye daha atacaktır.

‘Esra’nın ‘Ozan’ın kim olduğunu öğrenmesi, ‘Sanem’ ve ‘Ozan’ı ne yapacaklarını bilmedikleri bir duruma düşürür. ‘Zülfikar’, ‘Melek’ sayesinde kardeşiyle beklediği yüzleşmeyi yaşar. ‘Sanem’in haline üzülen ‘Aylin’, annesiyle konuşmak isterken duyduklarına daha fazla dayanamaz ve evi terk eder.

‘Gizem’, köşkteki yeni yaşantısına alışmaya çalışırken ‘Aslı’nın ortadan kaybolması ‘Türkan’ ve ‘Gizem’in yüreğini ağzına getirir. Aradığı hiçbir yerde ‘Aslı’yı bulamayan ‘Gizem’in umutları tükenmişken, ‘Aslı’ elinden tutan biriyle köşkün kapısından girer.

‘Mert’in tesadüf eseri bulduğu ‘Derya’nın defteri ilk kez onu bu kadar gerçeğe yaklaştırır. ‘Derya’nın yıllardır sakladığı sır sonunda ortaya çıkacak mıdır?

‘Songül’ün ödül töreninde tanıştığı babasının öğrencisi ‘Serdar’, trafik şubeye bir ziyarette bulunur. Bu ziyaretin amacı ‘Songül’ü ne kadar mutlu etse de ‘Sadi’yi de bir o kadar mutsuz eder. Gecenin ıssızlığında kendini bekleyen arabaya binen isimse yeni başlayacak maceraların habercisidir.

 

  • “KIZLAR BİZİM İSTİKBALİMİZ”
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
8 Aralık 2022 01:17
30 Kasım 2022 03:31
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: